EĞİTİM SİSTEMİNİN HAZİRAN SENDROMU

EĞİTİM SİSTEMİNİN HAZİRAN SENDROMU

Haziran ayı ülkemizde, öğrencilerin sınavlar aracılığıyla yarıştırıldıkları bir aydır. Pandemi gibi bir kriz de, süreci değiştirmedi. Meşhur sözdür, “elinizdeki tek araç çekiçse, tüm sorunları çivi olarak görürsünüz.” Milli Eğitim Bakanlığı, bir üst eğitim kurumuna öğrenci geçişiyle ilgili sınav dışında bir yöntem geliştiremedi. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında MEB tarafından yapılan merkezî sınava, 1 milyon 243 bin 801 öğrenci katıldı. Sınav sonuçları 30 Haziran 2021 tarihinde açıklanacak. Haziran ayının son haftasında da üniversal seçme sınavı yapılacak.

2021-2022 eğitim öğretim yılında, sınavla öğrenci alan liselere toplam; 174 bin 160 öğrenci alınacak. Bu kontenjanın; 56 bin 396 sı Anadolu liselerine, 36 bin 980 i fen liselerine, 10 bin 142 si sosyal bilimler liselerine, 26 bin 712 si Anadolu imam hatip liselerine ve 33 bin 930 u mesleki ve teknik Anadolu liselerine ayrıldı. Bu kontenjan, sınava giren öğrenci sayısının % 14.00’ lük bölümüne karşılık gelmektedir.

2021-2022 eğitim öğretim yılında orta öğretime başlayacak bu gençler; önümüzdeki 10-15 yıl içinde, üniversal eğitimi tamamlayıp; toplumsal sistemde yönetici, çalışan, işveren, planlayan, tasarlayan, karar veren olarak hayata katılacaklar…

Sınavdan hemen sonra; “ALAN UZMANI”, “BÖLÜM BAŞKANI”, “EĞİTİM KOÇU”… gibi ünvanlarıyla bir dolu insan sınava yönelik açıklamalar yaptı. Yazılı basında; “eğitim sayfa sorumlusu” olarak kalem oynatan eğitim “yazarları da” katıldı kervana…

Sınava yönelik değerlendirmeler yapan uzmanlar ve basın yayın organlarının eğitim sayfa sorumluları; sınavı ölçme değerlendirme ilkelerine ve müfredatların kapsamına uygunluk ile sistemin yeniden yapılanmasına yönelik veri elde edilecek sonuçlar yönünden değil de, yarattıkları piyasa mekanizmasının algısına göre yaptılar. Yarattıkları piyasanın algısı; soruların kolaylık ve zorluk derecesine göre belirlendiğinden, değerlendirmeler de bu minval üzerine yapıldı.

Basında yer bulan “UZMAN” görüşleri de, genellikle matematik sorularının çok zor olduğu yolunda bir algı oluşturdu.

Öteden beri, mantık ve matematikle problemli yaşayan toplum; matematik alan sorularının zorluk derecesinin yüksekliğiyle buluşturuldu. Bu buluşma, “matematik sorularının hayatta karşılığının olmadığı, matematik dersinde öğrenilenlerin bir şeye yaramadığı” yönündeki görüşlerin dolaşıma girmesi gibi bir kolaycılığı seçti. Yıllar önce de yine bir sınav sonrası bu tür paylaşımlara yönelik, Ali NESİN’in, Abbas GÜÇLÜ’ye yazdığı mektupta belirttiği düşünceler adeta ders niteliğinde ve güncelliğini korumaktadır.  Matematik dersinde öğrenilenlerin bir işe yaramadığı yolunda görüş belirtenlerin ve yazı yazanların; söz konusu mektubu tekrar tekrar okumalarında yarar var. Halen niçin matematik okuduklarını anlamadıklarını düşünüyorlarsa; naçizane önerim, anlamadıkları bir konuda görüş belirtmemeleridir.

Eğitim sisteminin yapısal sorunları vardır. Sınav temelli yapılandırılan sistemi değiştirmediğimiz sürece, sistemden kaynaklı sorunları her Haziran ayında yaşamaya devam edeceğiz. Zira, sistemin kuruluşundaki aksaklıkları; sınav soruları üzerinden değerlendirme kolaycılığı, popülist anlayışı egemen kılmaktadır.  Öğrenci başarısının tespiti, sınıf geçme ya da bir üst eğitim kurumuna öğrenci seçme/yerleştirme amacıyla yapılan sınavların sonuçları, sistemin yeniden yapılandırılmasında araçsal işleve sahiptir. Araçsal işlevselliğini görmezden geldiğimizde; sınav temel amaca dönüşecek, iyileştirmeye ve kalıcı öğrenmeye dönük çabaların önünde bir set oluşturacaktır.

İçinde yaşadığımız kapitalist sistem, eşitsizlikler üretmektedir. Sistemin yarattığı eşitsizlikler, kapitalist sistemin kurallarıyla giderilemeyecektir. Üst okullara geçiş için gençlere dayatılan model de, sistemin kendi çıkmazının ürünüdür. Sorunları tümden çözmenin yolu, elbette kapitalist sisteme son vermektir. Ancak, sistemin sınavlar aracılığıyla gençler üzerinde kurduğu baskı ve yarattığı hasar en aza indirilebilir.

LGS’nin kaldırılması ve tüm liselerin eşdeğer hale getirilmesiyle ilgili karar, sorunun çözümü için başlangıç olabilir. Silaha, savaş amaçlı malzemelere, gösteriş türü harcamalara ayrılan kaynak, okulların iyileştirilmesine dönük kullanılabilir. Eğitim sisteminin olmazsa olmazı ve eğitimde başarının en önemli unsuru öğretmenlerin, ekonomik durumlarının iyileştirilmesiyle işe başlanabilir. Eğitim kurumlarının yönetsel süreçleri; eğitim meslek örgütlerinin ve öğretmenlerin doğrudan katılacakları, demokratik ilkelere uygun biçimde organize edilebilir. 

Eğitim sisteminin orta öğretim kurumlarına öğrenci seçme ve yerleştirme amaçlı kronikleşmiş sorunu olan sınavları kaldırmadığımız sürece, bu sorunsallığı yaşamaya ve dünyayı, hayatı, doğada olup biteni anlama ve anlamlandırmanın temeli olan Matematik dersini gereksiz yere tartışmaya devam ederiz. Bu kısır döngü; kaybedeceğimiz gelecek olarak hanemize yazılır.

11 Haziran 2021
Bodrum

Ali Ekber Pekşen